18. yüzyılda Amerika'da ortaya çıkan Shaker dini topluluğunun inançlarından doğan bir mobilya ve tasarım stilidir. Temel ilkeleri sadelik, kullanışlılık ve dürüstlüktür. Gereksiz süsleme, oyma ve kakmalardan tamamen arınmış olan bu stilde, form işlevi takip eder. Kaliteli işçilik, doğal malzemeler (özellikle akçaağaç ve kiraz ağacı) ve fonksiyonel detaylar (asma mandalları gibi) ön plandadır. Minimalist ve rustik estetiğin öncüsü olarak kabul edilir.
Belirli bir bölgenin yerel ihtiyaçlarına, mevcut malzemelerine ve geleneklerine dayanan, genellikle profesyonel mimarlar tarafından tasarlanmamış, nesiller boyu aktarılan bilgi ve tecrübeyle inşa edilen mimari tarzdır. İklim koşulları, coğrafya ve yerel kültürle doğrudan ilişkilidir. Sürdürülebilir, işlevsel ve bulunduğu çevreyle uyumlu yapılar ortaya çıkarır. Anadolu'daki kerpiç evler veya Karadeniz'deki ahşap yayla evleri buna örnektir.
Kraliçe Viktorya döneminde (1837-1901) İngiltere'de ortaya çıkan, zengin süslemeler, koyu renkler, ağır mobilyalar ve eklektik bir yaklaşımla karakterize edilen bir iç dekorasyon ve mobilya stilidir. Gotik canlanma, Rokoko ve Neoklasik unsurları birleştirir.
19. yüzyıl sonunda Viyana'da, Gustav Klimt liderliğindeki bir grup sanatçı ve mimarın, akademik historicism akımına karşı başlattığı bir sanat hareketidir. Art Nouveau'nun Avusturya'daki karşılığı olan bu stil, daha geometrik, rectilinear (doğrusal) formlar ve zarif, stilize süslemelerle karakterize edilir. Mobilya ve iç mimaride, işlevsellik ile estetiği birleştirerek 'Gesamtkunstwerk' (bütüncül sanat eseri) anlayışını benimsemiştir.
Wabi-Sabi stili, Japon estetiğinden doğmuş, kusurlu, geçici ve eksik olanın güzelliğini kutlayan bir iç mekan tasarım felsefesidir. Doğal malzemelerin ham hallerini, zamanla oluşan patinayı ve el yapımı nesnelerin benzersizliğini vurgular. Mekanlara dinginlik, otantiklik ve yaşanmışlık hissi katarak mükemmeliyetçilikten uzak, huzurlu bir atmosfer yaratmayı amaçlar.